Silivri’nin Hikayesi: Beton Değil, Bir Gelecek İnşa Edelim
Silivri’nin geleceği kentsel dönüşümle şekilleniyor. İmar planları, sosyal donatı eksikliği ve ekonomik dönüşüm üzerine çarpıcı bir değerlendirme: “Silivri’nin hikayesini birlikte yazalım.”
Bir kent düşünün…
Tarihiyle övünen, deniziyle huzur veren, ama adı “cezaeviyle” anılan bir kent.
Evet, Silivri’den bahsediyorum.
Oysa bu şehir, bir ceza değil, bir gelecek vaadi olmalıydı.
Bugün Silivri’nin en büyük meselesi kentsel dönüşüm değil…
Geçmişte Yanlış planlanmış dönüşümler!
Kentin dokusuna dokunmadan, imar alanlarını iyileştirmeden yapılan her dönüşüm, aslında bir yıkımdır.
Sorun rant, beton değil, vizyon olmalıydı.
Kentsel dönüşüm, sadece eski binaları yıkıp yenisini dikmek değildir.
İmar planlarını düzeltmeden yapılan dönüşüm, binayı yeniler ama sistemi çürütür.
Emsal artışı yapılmadan, tarihi doku korunmadan, sosyal donatı düşünülmeden yapılan projeler…
İşte o zaman şehir değil, beton ormanı kurarsın.
İmar alanlarını koruyarak, doğru yerlerde emsal iyileştirmeleri yaparsak, hem müteahhitin maliyeti düşer hem vatandaş evine yeniden kavuşabilir.
Bugün birçok insan kentsel dönüşüm sonrası evini tekrar satın almak zorunda kalıyor.
Bu mudur adalet? Bu mudur dönüşüm?
Silivri’nin her yanında küçük parseller, villa tarzı yapılar…
Güzel görünüyor belki ama toplumu bireyselleştiriyor, ayrıştırıyor.
Oysa biz bir arada yaşamak için kent kurmalıyız, birbirimizden kaçmak için değil.
Küçük parselleri birleştirip, site tipi, güvenli, sosyal yaşam alanları oluşturmak;
hem ekonomik hem toplumsal olarak kazandırır.
Batı’da kentler böyle gelişti.
Kent merkezleri oluşturuldu, her şey yürüme mesafesinde planlandı.
Bizde ise ne yazık ki kent merkezine değil, şehir dışına doğru kaçış yaşanıyor.
Kentleşme olmadan ekonomi büyümez.
Kent, üretir. Kent, paylaşır. Kent, sosyalleştirir.
Silivri de bu potansiyele sahip.
Ama bunun için soylulaştırma sürecini doğru yönetmeliyiz.
Yani ilçemizi cazip hale getirip, üst gelir gruplarını çekmeli; alt gelir grubuna da yeni istihdam alanları yaratmalıyız.
Bu bir ayrımcılık değil, kademeli kalkınmadır.
Bir bölge ne kadar nitelikli insan çekerse, ekonomisi o kadar güçlenir.
Silivri, yazın kalabalık…
Ama kışın sessiz.
Neden?
Çünkü burası hâlâ bir “yazlık bölge” gibi görülüyor.
Sosyal donatı eksik, kültürel etkinlik az, güvenlik endişesi yüksek.
Aileler çocuklarını burada büyütmekte tereddüt ediyor.
Oysa bu topraklarda kalıcı bir yaşam kültürü kurulabilirdi.
Yeni ve düzgün imar planlarıyla, sosyal alanları ve toplu yaşamı merkezine alan bir şehir düzeni kurarsak,
Silivri, sadece bir yazlık değil, dört mevsim yaşanacak bir şehir olur.
Silivri’nin tarihine imza atmak istiyorsak, üç dönüşümü birlikte yapmalıyız:
- Fiziki Dönüşüm – Sağlam, estetik, planlı bir şehir.
- Sosyal ve Kültürel Dönüşüm – Dayanışma, kültür, sanat ve paylaşım.
- Ekonomik Dönüşüm – Üreten, istihdam yaratan, refah sağlayan bir Silivri.
Her kentin bir hikayesi vardır.
Bizim hikayemiz ne olacak?
“Cezaeviyle anılan Silivri” mi?
Yoksa “Dönüşümün başkenti Silivri” mi?
Ben inanıyorum…
Silivri’nin geleceği, planla, emekle, ortak akılla yazılır.
Silivri’nin hikayesini birlikte yazalım.
Çünkü bu kent, sadece yaşanacak bir yer değil…
Yaşatılacak bir hayaldir.

















