Görmeden Görmek: Daha Adil Bir Dünya Mümkün mü?
Eğer gözlerimiz olmasaydı, dünya daha mı adil olurdu?
Eğer gözlerimiz olmasaydı, dünya daha mı adil olurdu?
Bu soru, sadece görme duyusunu değil, insanın iç dünyasını, algılarını ve yargı mekanizmasını da sorgulatıyor. Gözler, bize dünyanın en hızlı bilgisini verir; fakat aynı zamanda en büyük yanılgıların da kaynağı olabilir.
Gözlerin Gücü ve Yanıltıcılığı
İnsan ilk izlenimini gözle kurar.
Bir bakış, bir yüz ifadesi, bir giyim tarzı… Hepsi bilinçaltında hızlıca bir hükme dönüşür.
Bu hükümlerin çoğu gerçek değildir; sadece görsele dayalı, yüzeysel bir algıdır.
Günlük yaşamda sıkça karşılaşırız:
Güzel görünen – güvenilir sanılır,
Sert yüzlü biri – kötü niyetli sayılır,
Sade giyinen – daha dürüst kabul edilir.
Oysa tüm bunlar, bedene yansıtılan bir görüntüdür; içteki hakikati göstermez.
Görmeyince Adalet Artar mı?
Gözler olmasa…
İnsan dış görünüşe göre ayırmazdı belki; renk, yaş, statü, güzellik farkı ortadan kalkardı.
Ama adaletsizlik sadece gözle başlamaz.
Adaletsizliği yaratan; güç arzusu, bencillik, korku, ön yargı ve kalıplaşmış düşüncelerdir.
İnsan görmese bile zihin yine hüküm verir.
Yani adalet, gözün kapanmasıyla değil, bilincin açılmasıyla oluşur.
Görmeden Görmek: Kalbin ve Sezginin Gözü
Görmek sadece gözle olmaz.
Ses, enerji, davranış, niyet…
Bazen gözün gösteremediğini kalp çok daha net görür.
“Görmeden görmek” aslında insanın sezgisel tarafının güçlenmesi demektir.
Bir insanı, bir durumu, bir gerçeği dışarıdaki görüntüden bağımsız değerlendirebilmektir.
Bu, adaletin daha doğru bir formudur:
İçten gelen algıyla görmek.
Sonuç olarak;
Daha adil bir dünya, gözlerin kapanmasından değil, kalbin açılmasından geçer.
Görsel önyargılar ortadan kalksa bile, insanın içindeki düşünce kalıpları değişmedikçe adalet tam anlamıyla mümkün olmaz.
Asıl mesele, gözlerimizin ne gördüğü değil, bilincimizin ne anladığıdır.
Sizce, gerçekten adil olmak için gözlerimizi kapatmaya mı ihtiyacımız var, yoksa içimizdeki bakışı değiştirmeye mi?

















