Volkan Yılmaz’ın Çelişkili Belediyecilik Çıkışı
Volkan Yılmaz’ın röportajı ve çimento fabrikası çıkışı karşılaştırıldı. Söylem–gerçeklik farkı Silivri’de tartışma yarattı.
Eski Silivri Belediye Başkanı Volkan Yılmaz, bir yandan mevcut yönetimi Çanta’daki çimento fabrikası süreci üzerinden sert biçimde eleştirirken, diğer yandan verdiği röportajda “belediyecilik” anlayışını yalnızca yol, çöp ve altyapı hizmetlerine indirgemesiyle dikkat çekti. Yılmaz’ın, röportajında verdiği yanıtlar, bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik tabloyla örtüşmediği gibi, kendi siyasi söylemleriyle de açık çelişki oluşturdu.
Silivri’de kamuoyunda yankı uyandıran röportajda Volkan Yılmaz, “Siz görevde olsaydınız neyi konuşurduk?” sorusuna, “Spor Adası, viyadük ve benzeri projeler bitmiş olurdu” yanıtını verdi. Bu ifade, yalnızca bir proje vaadi değil; aynı zamanda yerel yönetimlerin merkezi iktidarla olan ilişkisine dair açık bir siyasal mesaj olarak değerlendirildi.
Yılmaz’ın sözleri, belediyenin Cumhur İttifakı yönetiminde olmaması nedeniyle Silivri’nin hizmetlerden geri bırakıldığı iddiasını dolaylı biçimde ortaya koydu. Bu yaklaşım, yerel yönetime eşit hizmet ilkesinin ihlal edildiği algısını da beraberinde getirdi.
Volkan Yılmaz’ın konuşmaları Ne Anlama Geliyor?
Yılmaz’ın açıklamalarındaki ifadeleri, “Eğer belediye Cumhur İttifakı’nda olsaydı, merkezi idarenin yatırımları daha hızlı ve daha fazla olurdu” anlamını taşıyan bir siyasi okuma içeriyor.
Bu yaklaşım, yalnızca bir dönem değerlendirmesi değil; doğrudan doğruya Silivri’nin, CHP’li bir belediye tarafından yönetildiği için cezalandırıldığı iddiasına kapı aralıyor.
Silivri Belediyesi’nin mevcut başkanı Bora Balcıoğlu yönetimindeki belediyeye yönelik bu söylem, hizmetlerin siyasi aidiyet üzerinden dağıtıldığı iddiasını yeniden gündeme taşıdı.
Eski Belediyecilik – Yeni Sosyal Gerçeklik Çatışması
Volkan Yılmaz’ın savunduğu belediyecilik modeli; yol, çöp, altyapı, viyadük ve büyük fiziki yatırımları merkezine alan, yaklaşık 15 yıl öncesinin ekonomik koşullarına dayanan klasik belediyecilik anlayışı olarak öne çıkıyor.
Oysa bugün yalnızca Silivri’de değil, İstanbul genelinde ve hatta deprem yaşamış şehirlerde dahi yerel yönetimlerden öncelikli beklenti sosyal destekler yönünde şekilleniyor.
Artan hayat pahalılığı, barınma krizi, gıda fiyatları ve derinleşen yoksulluk, belediyelerin rolünü doğrudan değiştirmiş durumda. Bugün vatandaşın gündeminde;
- Kent lokantaları
- Öğrenci bursları
- Sosyal destek kartları
- Çorba ve kahvaltı dağıtımları
- Dezavantajlı ailelere doğrudan yardımlar
ilk sıralarda yer alıyor.
Bu tablo karşısında Yılmaz’ın söylediği “asfalt – yol – proje” eksenli yaklaşım, kamuoyunda “eski moda belediyecilik” olarak nitelendiriliyor.
Aç insanın önceliğinin beton yatırımlar değil, doğrudan yaşam desteği olduğu gerçeği artık yerel seçim sonuçlarıyla da defalarca test edilmiş durumda.
“Mali Disiplin” Söylemi ve Haciz Gerçeği
Yılmaz’ın dile getirdiği bir diğer dikkat çekici ifade ise şu oldu:
“Bizim dönemimizde belediyeye hiç haciz gelmedi.”
Ancak bu söylem, Türkiye’de belediyeler arasındaki siyasal güç dengesinden bağımsız değerlendirilemiyor.
Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi yönetimindeki birçok belediyeye fiilen haciz uygulanmasının neredeyse imkânsız olduğu, buna karşın Cumhuriyet Halk Partisi’li belediyelerin çok daha bir şekilde icra ve haciz süreçleriyle karşı karşıya kaldığı bilinen bir gerçek.
Dolayısıyla mesele, yalnızca “mali disiplin” değil; siyasal koruma kalkanı tartışmasıdır.
Bu durum, Yılmaz’ın “biz çok iyi yönettik” söylemiyle değil, “bizim yönettiğimiz belediyeye dokunulamıyordu” gerçeğiyle okunmaktadır.
Çimento Fabrikası Çıkışı ile Söylem Arasındaki Büyük Çelişki
Volkan Yılmaz, son açıklamalarında Çanta bölgesinde planlanan çimento fabrikası süreci üzerinden mevcut yönetimi sert şekilde eleştirirken, “Silivri’nin muhafızıyım” ifadesini kullanarak kendisini kentin çevresel ve kamusal çıkarlarının savunucusu olarak konumlandırdı.
Yılmaz’ın açıklamalarına göre;
- Süreç kamuoyundan gizlendi
- Belediye meclis üyeleri bilgilendirilmedi
- Halk toplantıları yapılmadı
- Bir aylık yasal süre varken 20 gün içinde olumlu görüş verildi
Bu yazışmaların, İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile yürütüldüğü de Yılmaz tarafından açıkça ifade edildi.
Ancak burada temel çelişki şudur:
Yılmaz, bir yandan katılımcılığı, şeffaflığı ve halkın bilgilendirilmesini savunurken; diğer yandan röportajında Silivri’yi, merkezi hükümetle uyumlu olmayan bir belediye yönetimi nedeniyle hizmet alamayan bir ilçe gibi konumlandırmaktadır.
Bu yaklaşım, kendi ifadeleriyle savunduğu “eşitlik, adalet ve şeffaflık” ilkeleriyle doğrudan çelişmektedir.
“Sosyal Deney” Söylemi ve Bugünkü Gerçek
Volkan Yılmaz’ın en çok vurguladığı kavramlardan biri “sosyal deney” oldu.
Ancak bugün sahadaki tablo, vatandaşın tercihini büyük projelerden ziyade sosyal belediyecilikten yana kullandığını gösteriyor. Kentin gündemi artık viyadükler değil, mutfak.
Bu nedenle Yılmaz’ın;
“Beş cenaze, beş düğün gezerek belediye yönetilmez”
sözü, sahada karşılığı olmayan teknokrat bir bakış olarak yorumlanıyor.
Oysa bugünün yerel yönetim modeli; halkın sofrasına, öğrencinin çantasına ve dar gelirlinin hayatına dokunan bir anlayışı zorunlu kılıyor.
Söylem Başka, Gerçek Başka
Volkan Yılmaz’ın ortaya koyduğu yaklaşım ile çimento fabrikası süreci üzerinden dile getirdiği eleştiriler birlikte okunduğunda, ortaya net bir tablo çıkıyor:
Bir yanda merkezi iktidarla uyum üzerinden şekillenen, proje ve beton odaklı klasik belediyecilik;
diğer yanda şeffaflık, katılım ve halkın bilgilendirilmesi söylemi.
Silivri kamuoyu açısından asıl soru artık şu:
Silivri için gerçekten savunulan şey halkın yaşam kalitesi mi, yoksa eski siyasal ve idari düzenin devamı mı?
















