Silivri’de Kalemler Kime Çalışıyor?
Bu yazıda Silivri’de yerel medyanın seçim dönemlerinde tarafsızlığını yitirmesi, menfaat odaklı yayıncılık ve gazetecilik etiği ele alınıyor.
Silivri Birleşik Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nın 18 Ocak’ta yapılacak Genel Kurulu yaklaşırken, sahne yine tanıdık. Adaylar ortaya çıkıyor, sandık konuşuluyor…
Silivrispor’un genel kurulu öncesi algılar yaratılıyor.
Ama perde arkasında başka bir oyun oynanıyor: yerel medyanın saf tutma oyunu.
Silivri’de artık gazetecilik yapılmıyor.
Silivri’de pozisyon alınıyor.
Kalemler mürekkep değil, menfaatle doluyor.
Mikrofonlar halka değil, güce uzatılıyor.
Kameralar gerçeği değil, kimin kazanacağı hesaplanan yüzleri çekiyor.
Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de “tarafsızlık” kelimesi, manşetlerde bir süs eşyasından öteye geçemiyor.
Havuz medyası refleksiyle hareket eden bazı yayın organları, web haber siteleri destekledikleri adayların propaganda bültenine dönüşmekten çekinmiyor.
Bazı gazeteler ve web haber siteleri var; sayfalarını tek bir adayın fotoğraflarıyla duvar kâğıdı gibi kaplamış.
Bazıları sosyal medyada açık açık taraf olmuş, “haber” diye propaganda servis ediyor.
Bazıları ise birini parlatmak için diğerini çamura buluyor, sonra dönüp “biz gazeteciyiz” diyebiliyor.
Bu tabloya gazetecilik denmez.
Bu tabloya tetikçilik denir.
Silivri’de medya, gücün kokusunu aldığı anda yön değiştiren bir pusula gibi.
Para neredeyse kuzey orası, iktidar neredeyse hakikat orada sanılıyor.
Dün övdüğünü bugün gömen, bugün yerden yere vurduğunu yarın manşete taşıyan bir hafıza kaybı hâkim.
Gazetecilik ise hafızayla yapılır.
Omurgayla yapılır.
Mesafeyle yapılır.
Ama Silivri’de o mesafe çoktan kapandı.
Gazetecilik, klikler arasında paylaşılan bir araziye dönüştü.
Herkes bir grubun içinde, herkes birinin yanında, herkes birinden “bir şey” bekliyor.
Kimse de çıkıp “ben buradayım, bağımsızım” diyemiyor.
Sonuç mu?
Ortada.
Gazetelerin tirajı, web sitelerinin tıklamaları yerlerde sürünüyor.
“Canlı yayın” denilen Facebook sohbetlerini 20 kişi bile izlemiyor.
Bazı yayınlar 6–7 kişilik bir yankı odasında dönüp duruyor.
Ama ne hikmetse, açıklanan tirajlar destansı.
Okuyan yok, izleyen yok…
Ama rakamlar masalda.
Çünkü halk aptal değil.
Okur görüyor.
İzleyici hissediyor.
Kimin gazeteci, kimin pazarlamacı olduğunu ayırt ediyor.
Gazetecilik; iktidarı sevmekle, muhalefeti desteklemekle bitmez.
Bir duruşunuz olabilir, bir fikriniz olabilir.
Buna kimsenin itirazı yok. Ama iradenizi teslim ettiğiniz anda, gazeteci olmaktan çıkarsınız.
Kayıtsız şartsız yandaşlık, mesleğin ölüm ilanıdır.
Gazeteci; iktidarla, muhalefetle arasına mesafe koyamıyorsa, kalemi artık kalem değildir.
O kalem, başkasının cebinden çıkan bir aparattır.
Silivri’de bugün yaşanan tam olarak budur.
Gazetecilik, güçle imtihanını kaybediyor.
Ve her kaybedilen sınavda, halkın gerçeğe ulaşma hakkı biraz daha gömülüyor.
Geride ne kalıyor?
Ne güven…
Ne inandırıcılık…
Ne de meslek onuru.

















